Küreselleşen Dünyada İç Ve Dış Politikada Tanıtım Desteği: Hollywood Ve Amerika

I) ARAŞTIRMANIN ADI VE KONUSU
Küreselleşen Dünya’da iç ve dış politikada tanıtım desteği: Amerika ve Hollywood. Bu çalışma, özellikle uluslar arası ilişkiler anlamında çok yoğun bir araştırma konusu olan ABD iç ve dış politikalarında bir tanıtım aracı olarak kullanılan Hollywood örneğinin incelenmesi ve ABD’nin iç ve dış politika hedeflerine uygun olarak, Hollywood aracını etkin olarak kullandığını ortaya koymak ve buna yönelik olarak günümüzdeki belirtileri ve iddiaları somutlaştırmak amacı ile ortaya çıkmıştır. Buradan hareketle; ulus devlet, güvenlik, iç ve dış politika, tanıtım ve sinemanın önemi üzerinde durulmuştur.
II) LİTERATÜR TARAMA, ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ
Çalışmamızda üzerinde en çok durulacak konu, Amerika Birleşik Devletleri’nin iç ve dış politikadaki etkinliği, bu etkinliği ele alan liderlerin bu etkinliklerini sürdürebilmek için kullandıkları araçlar ve başvurdukları yollar olacaktır. Özellikle kapitalizmin tüm dünyada hakim olmasıyla birlikte önemi maksimum seviyeye ulaşan reklam, tanıtım ve iletişim sektörünün yukarıda belirttiğimiz iç ve dış politikadaki etkinliğin sürdürülebilmesi konusunda ne kadar yardımcı ve etkili olduğunu bazı örneklerle vermeye çalışacağız. Bu bağlamda, Hollywood yapımı bazı filmler, önemli aktör, aktris ve yönetmenler örnek verilecektir. Bu filmlerin çıkış tarihi ve bu tarihteki yaşanan ulusal ve uluslar arası meseleler ilişkilendirilecek ve sonuca varılmaya çalışılacaktır. Bunun haricinde ünlü oyuncular kullanılarak yapılan reklam kampanyaları, siyasa propaganda amacıyla çekilmiş kasetler ve televizyon yayınlarından örnekler verilerek bunların Amerikan siyasi hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğu gözler önüne serilecektir.
Araştırmamızda öncelikle modern Dünya ve globalleşme ile anlamı değişen devlet, dış ve iç politika kavramları, her anlamda tanıtım ve reklamın önemi ve etkinliği yer alacaktır. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte birçok alanda yer alan köklü değişimler elbette ki uluslar arası siyasette de kendini göstermiş, devletlerarası ilişkilerde ve ülke içi siyasalarının kabul ettirilmesinde tanıtımın rolü çok fazla artmıştır. Özellikle 1900’lü yıllarla birlikte önemi artan tanıtım işinde en önemli ülke kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri’dir. Onların hem uluslar arası arenada hem de ülke içerisindeki çalışmalarındaki tanıtım, reklam faaliyetleri ve de film sektörünün önemine dair örnekler vererek küresel Dünya’nın işleyişini gösteren ipuçlarını da elde etmeyi amaçlıyoruz.

III) ARAŞTIRMA PROBLEMİNİ TANIMLAMA
Küreselleşen Dünya ne demektir?
Ülkelerin iç ve dış politikalarındaki tanıtımların önemi ne derecede büyüktür?
Hollywood’un Amerikan dış politikasındaki etkisi nedir?
Yurtiçi siyasette Hollywood filmlerinin ve oyuncularının ne gibi etkileri olmuştur?
IV) KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Bu araştırmada, durum çalışması ve tarihsel metot kullanıyoruz. Gelişen teknolojiler ışığında küreselleşen dünyadaki tanıtım, reklam hareketlerinin ülkelerin iç ve dış politikalarındaki etkilerini Amerika Birleşik Devletleri özelinde inceleyeceğiz. Küreselleşme, ekonomik, sosyal, teknolojik, kültürel, politik ve ekolojik denge açısından devletler arası bütünleşmenin, entegrasyon ve dayanışmanın artması anlamına gelmektedir. Hollywood ise ABD’nin Los Angeles kentindeki bir bölgenin adıdır. Film endüstri şirketlerinin burada bulunması ve oyuncuların bu bölgede yaşıyor olmasından ötürü ABD sinema ve televizyon sektörü ile özdeşleşmiştir.
V) HİPOTEZLERİ BELİRLEME
Günümüzde dış politika ve tanıtım ilişkisini en iyi kullanan ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Özellikle 1945 sonrası dönemden itibaren ve Sovyetler Birliği’nin bir denge unsuru olarak belirlenmesiyle, yani soğuk savaş dönemiyle birlikte, tanıtım sistematik bir hale getirilmiştir. Soğuk savaşın sona ermesiyle, uluslararası sistemde tek güç olarak kalan ABD, sistemi kendi kurallarına göre şekillendirmek, mevcut gücünü korumak ve bunları yaparken de toplum gözünde belli bir meşruiyet sağlamak için iletişimsel faaliyetleri etkin bir şekilde kullanmıştır.
Sinema ile birlikte, verilmek istenen mesajlar direkt olarak kitlelere ulaştırılabildiği için tanıtım yapmak için bulunmaz bir fırsattır. Bu tanıtım kelimesi yalnızca ülkenin kültürel ve turistik tanıtımı anlamında değil, politik eylemlerin meşrulaştırılması zemininde de yardımcı olan bir propaganda aracı haline getirilebilir. Tüm bunları yaparken de harcanan maddi kaynak yalnızca filmin çekimi için gerekli olan para ve kiralama ücretleri kadardır. Örneklerine bakılacak olursa içinden çıkılamayacak kadar çok filme rast geleceğimiz bu konuda; Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger, Chuck Norris gibi kahraman modeller ön plana çıkmaktadır. Örneğin Rambo 3 filminde Sovyet işgali altındaki Afganistan’a giden eski bir ABD askeri olan Rambo (Sylvester Stallone) tek başına bir orduyla mücadele edip ülkeyi işgalcilerin elinden kurtarmaktadır. Ayrıca yine aynı oyuncunun oynadığı Rocky filminde ABD-SSCB çekişmesinin yer alması, ABD’nin barışçıl, yapıcı ve dürüstlüğünü vurgulamaya çalışması da soğuk savaş dönemindeki Amerikan propagandasının önemli parçalarından birisidir. Birçok filmde bu iki ülke, ya bir spor karşılaşmasında ya bir kültürel etkinlikte karşı karşıya gelmekte ve Amerikan üstünlüğü, dürüstlüğü hep ön plana çıkarılmaktadır.
ABD iç de dış politikasındaki medya ve Hollywood etkisi incelendiğinde, bu konudaki üzerinde durulması gereken en önemli konulardan birisi Vietnam Savaşı’dır. Savaş öncesinde ve sonrasında yapılan yayınlar, savaş sırasındaki insanların gözü önündeki çıplaklık ABD politikaları açısından son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Şimdi biraz bu konuya değinmek istiyorum. Vietnam’a asker gönderilmesi Amerika’nın kendi içinde büyük çalkantıya sebep olmuştur. Amerikan askerleri ölmeye başlayınca Amerikan kamuoyunda tepkiler artmaya başlamış, özellikle üniversitelerde Vietnam Savaşı karşıtı protesto gösterileri başlamıştır. Hatta kongrede dahi Başkan Johnson aleyhinde eleştiriler yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştır. Bu konunun bu noktaya gelmesinde en büyük etken ise hiç şüphesiz, savaşın televizyonda gösterilen ilk savaş olmasıdır. Çekilen görüntüler, hemen ertesi günü ana haber bültenlerinde yayınlanmaya başlamıştır, savaşı Amerika adına tam 464 gazeteci takip etmiştir. Tabi ki bunun doğal sonucu olarak, Amerikan askerlerinin ölü bedenleri ve savaşın vahşeti her gün Amerikan ailelerinin evlerine giriyor, her geçen gün savaşın meşruiyeti daha da tartışılır hale geliyordu. 1968 Kasımında başkan seçilen Nixon’un ana seçim kampanyası ise savaşın sona erdirileceği üzerine olmuştur. Görüldüğü üzere Dünya’nın en kudretli ülkesi olarak görülen Amerika’da başkanlık seçimini ‘savaşı sonlandıracağını’ söyleyen bir başkan kazanıyordu. Bu o zamana kadarki Amerikan İdealizmi düşüncesine de ters düşmekteydi. Ancak insanlar artık basın toplantılarında ve mitinglerde siyasilerin söylediklerine değil, televizyonlarda canlı olarak izledikleri savaş görüntülerine ihtimam gösteriyordu. Bu dönemde Hollywood’un görevi ise imajı kötü etkilenen Amerikan askerlerinin imajını tazelemektir. Avcı, Kıyamet, Eve Dönüş gibi filmlerin ortak özelliği Vietnam’daki savaşı ve sebeplerini sorgulamaktan ziyade, çatışmaya giren ‘kahraman’ askerlerin yaşadığı sıkıntılı günleri aktarmaktır. Düşman tehdidinin içi Çin, Sovyetler ya da kimi zaman nükleer güce sahip ülkelerle doldurulmuştur.
Bunların haricinde, Hollywood tarafından sürekli bir düşman yaratma çabası vardır. Kimi zaman bu bir uzaylı saldırısı, kimi zamansa çok eski dönemlerde yaşamış vahşi bir hayvan olabilmektedir. Ancak her seferinde Amerikan halkının duyarlılığı ve dayanışması sayesinde bu belayı alt etmeyi başarırlar. Tabi ki ortaya çıkan süper kahramanlardan da bahsetmek gerekir. Bir problem karşısında, Batman, Süpermen, Örümcek Adam gibi hayali kahramanlar ortaya çıkarak sorunu çözüp toplumu özlediği huzur ortamına tekrar kavuşturmaktadır.
Ekonomik bazlı düşünüldüğünde ise yine benzer senaryolar ve kampanyalar karşımızda çıkmaktadır. Soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte, iki kutuplu sistemin sona ermesi ve tek kutuplu bir Dünya üzerine konuşlanılması kaçınılmaz olmuştur. Günümüz uluslar arası ilişkiler ve uluslar arası iktisat uzmanları ise bu tekliğin dengeleyicisinin kim veya kimler olabileceği üzerinde bazı yargılar oluşturmuşlardır. AB ülkeleri arasında bir siyasi birlik oluşturulamaması ayrıca hala ülkeler arasında önemli çıkar çatışmaları olması sebebiyle, bir bütün olarak Amerika’yı dengeleyecek güç olmaları orta vadede mümkün gözükmemektedir. Ancak Almanya güçlenmekte olan ekonomisi ve politik arenada söz sahibi ülke konumuna gelmesiyle potansiyel bir denge unsuru haline gelmiştir. Bunun farkında olan Amerika ise gerek politik gerekse ekonomik arenalarda sürekli Almanya’yı köşeye sıkıştırmaya çalışırken bunu iletişim alanında özellikle de sinemada Hollywood yoluyla son derece önemli bir noktaya taşımıştır. Amerika’da her yıl 2. Dünya Savaşındaki Nazi vahşetleriyle ilgili onlarca film çıkarken yapılan reklamlar aracılığıyla bu filmler göz önünde tutulmaktadır. Ayrıca Oscar ödüllerinin de değişmez teması haline gelmiş olan Yahudi soykırımını anlatan filmlerden en azından bir tanesi ödül almadan seneyi kapatmamaktadır. Tüm bu kampanyalar, Amerika’nın potansiyel dengeleyicisi olarak görülen Almanya üzerinde uyguladığı psikolojik baskı olarak yorumlanmaktadır.
Bu dönemde Amerika için dengeleyici unsur olarak görülen diğer iki ülke ise uzak doğudan; Japonya ve Çin’dir. Yukarıda belirttiğimiz Almanya üzerinde uygulanan psikolojik baskı kampanyası bu ülkeler açısından da aynı şekilde geçerlidir. Japonya örneğine bakılacak olursa, 2. Dünya Savaşında, Japon askerlerinin işgal ettiği topraklar üzerinde yerli halka uyguladığı şiddet ve işkenceler belgeleriyle birlikte kitaplara ve tabi ki Hollywood sinemasına konu olmaktadır. İnce Kırmızı Hat ve Pearl Harbour bu konuda çekilmiş filmler arasında en çok öne çıkan filmler olarak örnek verilebilir. Çin’in son yıllarda önlenemez yükselişi karşısında ise özellikle Çin’de yaşanan insan hakları ihlalleri, hayvanlar konusundaki yanlış tutumlar Amerika Birleşik Devletleri’nin her fırsatta kullandığı argümanlardır. Bir anlamda Amerika, sinema vasıtasıyla ülkelerin imajlarına yönelik olumsuz vurgularda bulunarak, ilgili ülkelere psikolojik bir baskı uygulamaktadır.
Yabancı ülkelere olan tanıtım kadar iç politikada yapılan veya yapılmak istenen değişimler de bu tanıtımlar aracılığıyla toplum üzerinde olumlu bir hava bırakmaktadır. Yine bu konuda örnek verecek olursak, Bill Clinton başkanlığı sırasında ‘first lady’ olan Hillary Clinton önderliğinde tüm ülkeyi kapsayacak şekilde düşünülen ve sosyal bir nitelik taşıyan yeni sağlık sistemi ülkenin önde gelen şirketleri tarafından eleştirilmiş ve anti kampanyalar başlatılmıştır. Bu kampanyalar dahilinde çekilen ünlü Hollywood yıldızlarının yer aldığı reklam filmleri ve kısa filmlerde bu politikanın sonucunda ülkenin Sovyetler Birliği gibi komünizmin içine düşebileceği tehlikesi olduğunu iddia etmiş, halkın çok büyük bir kesimini etkisi altına almış ve sonuç olarak bu politikaların uygulanmamasını sağlamıştır.
Günümüzde global ekonomik ve politik ilişkilerinde birçok psikolojik baskı unsuru kullanılmakta ve ülkeler arasındaki rekabet farklı boyutlara taşınmaktadır. Bu araç ve yöntemler arasında günümüzde en güçlü olanlardan biri de sinemanın dış politikada bir tanıtım aracı olarak kullanılmasıdır. Çalışmanın genelinde tartışılan iç ve dış politika ve tanıtım ilişkisi konusunda genel değerlendirmelerde bulunmak gerekmektedir.
VI) DEĞİŞKENLER
Bu konudaki değişkenler çoktur. Sinema sektörü, maddi kaynaklar, teknolojik gelişmelerin artması ve soğuk savaş, Vietnam savaşı gibi toplumun büyük kısmını etkileyen meselelerin varlığını söyleyebiliriz, bunlar arasındaki ilişkilerden yukarıdaki başlıklarda bahsetmiştik.
VII) ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI
Araştırma konusu ile ilgili olup burada maalesef sizlere sunamadığımız kaynaklar da var. Örneğin büyük filmler vs. haricinde yapılmış olan kısa filmlerin ve reklamların tam çıkış tarihleri belli olmadığı için hangi sosyal mesele üzerine bir propaganda oldukları anlaşılamamaktadır. Ayrıca SSCB içerisinde çekilmiş olan film, reklam ve diğer yapımlara ulaşımın zor olması, genel itibariyle sadece Rusça versiyonlarının bulunması sebebiyle çalışmamızın içerisinde yer almamışlardır.

VIII) YÖNTEM VE ARAŞTIRMA DESENİ
Araştırmamız nitel yani yorumlayıcı yönteme dayanmaktadır. Uluslar arası ilişkiler ve iletişim alanındaki bu çalışma çeşitli kaynaklardan alınan bilgilerin değerlendirilmesi, değişik olaylara göre yorumlanması üzerinden bir yol izlenecektir. Gazete arşivlerinden, film veritabanlarından, reklam projelerinden ve Amerika’nın resmi programlarından kaynak olarak yararlanılacaktır.
Gaziosmanpaşa Beledi ...

Sevgili Gaziosmanpaşalı kardeşlerim;

...

Küreselleşen Dünyada ...

I) ARAŞTIRMANIN ADI VE KONUSU
Küresell ...